Yanya Kuzey Yunanistan’ın en etkileyici şehri. Kuzey Yunanistan’ın en etkileyici şehri Yanya, çoğu Türk gezginin radarına hiç girmiyor. Oysa burada bir göl var. Ortasında ismi bile olmayan bir ada ile. Bir kale var. İçinde iki cami ve bir türbeyle. Ve bir adam var yarı efsane, yarı kâbus, tamamen gerçek.
Yunanistan denince akla hep aynı görüntüler geliyor: beyaz badanalı duvarlar, mavi kubbeler, Ege’nin turuvaz suyu. Ama Yunanistan’ın kuzeybatısında, dağların arasına sıkışmış, bir gölün kıyısına kurulmuş, tarihiyle adeta ağır çeken bir şehir var. Adı Yanya. Yunanca’da Ioannina, yerel ağızda Giannena diyorlar.
Türkiye’den bu kadar az ilgi görmesinin sebebi muhtemelen mesafe. Ama eğer bir kez oraya ayak basarsanız, tek pişmanlığınız neden daha önce gitmediğiniz olacak.
Yanya Nerede, Nasıl Gidilir?
Yanya, Epir bölgesinin merkezi ve Yunanistan’ın kuzeybatısında yer alan yaklaşık 100.000 nüfuslu bir şehir. İstanbul’dan yaklaşık 750 km. Selanik’ten ise 260 km güneybatıda.
Uçakla: Yanya’nın kendi küçük havalimanı var (IOA). Atina’dan direkt bağlantı mevcut; özellikle Aegean Airlines ve Sky Express sefer yapıyor. Selanik’ten de uçuş bulmak mümkün.
Otobüsle: Atina’dan KTEL otobüsleri ile yaklaşık 6-6,5 saatte Yanya’ya ulaşılabiliyor. Selanik’ten ise 4,5 saatlik bir yolculuk söz konusu.
Arabayla: Selanik–Yanya otoyolu son yıllarda büyük ölçüde iyileştirildi. Eğer Kuzey Yunanistan’ı arabayla geziyorsanız, Yanya bu güzergahın en doğal durağı.
Tarih: Osmanlı’nın En Önemli Merkezlerinden
Yanya’nın tarihini anlamadan kaleyi, camiyi, müzeyi ve gölün ortasındaki o adayı anlamlandıramazsınız.
Şehrin tarihi çok daha eskilere gitse de en belirleyici dönem Osmanlı çağı. 1431’de II. Murat döneminde Osmanlı yönetimine giren Yanya, ardından 500 yıl boyunca bu coğrafyanın en önemli merkezlerinden biri oldu. Osmanlı Balkanlar’ında İstanbul, Selanik ve Üsküp’ün yanı sıra Yanya da ayrı bir ağırlık taşıyordu.
Bizans döneminde de önemli bir yerleşim yeri olan şehirde yüzyıllar boyunca Rumlar, Müslümanlar ve Yahudiler bir arada yaşadı. Bu katmanlı demografik yapı bugün hâlâ sokaklarda, müzelerde ve mimaride kendini gösteriyor.
Ama asıl hikayeyi anlatan figür şüphesiz Tepedelenli Ali Paşa. 1788’den 1822’ye kadar Yanya’yı yöneten ve tarihçilerin “Yanya’nın Aslanı” dediği bu adam salt bir bölge valisi değildi. Kendi devletini kurmaya çalışan, Napolyon ile yazışan, Lord Byron’ı bizzat ağırlayan, Osmanlı Padişahı’nın otoritesine meydan okuyan yarı bağımsız bir güç odağıydı.
Ali Paşa’nın hikayesi bir trajedinin tüm unsurlarını barındırıyor: yükseliş, ihtiras, ihanet ve son olarak göl ortasındaki küçük bir manastır odasında kurşunla son bulan bir ömür. 1822’de Sultan II. Mahmud’un gönderdiği kuvvetler onu köşeye sıkıştırdığında Ada’ya sığındı. Orada, Saint Panteleimon Manastırı’nın odalarından birinde öldürüldü. Kellesini kestiler ve İstanbul’a gönderdiler. Gövdesi ise bugün Yanya Kalesi’nin içinde, demir bir kafes altında yatıyor.
Tarihin böyle acı bir ironiyle dolu olduğu yerlere aşinaysanız, Yanya size çok tanıdık gelecek.

Yanya Kalesi: Suriçinde Zaman Durmuş
Kaleye girdiğiniz anda şehrin tonu değişiyor. Gürültü azalıyor, sokaklar daralıyor, taş dokusu hâkim oluyor.
Yanya Kalesi (Kastro), Yunanistan’ın kesintisiz olarak en uzun süre iskân görmüş Bizans kalelerinden biri. İç içe geçmiş iki bölümden oluşuyor: kuzeydoğuda Aslan Paşa Camii’nin bulunduğu bölüm, güneydoğuda ise “İç Kale” olarak bilinen ve Ali Paşa’nın sarayının yer aldığı bölge.
Aslan Paşa Camii, bugün Etnografya Müzesi olarak kullanılıyor. 1619 tarihli bu yapı içinde Müslüman, Hristiyan ve Yahudi topluluklarına ait nesneler yan yana sergileniyor. Osmanlı silahları, 18.-20. yüzyıl aile eşyaları ve yerel kostümler müzenin belkemiğini oluşturuyor. Yanya’nın üç dinli, çok kültürlü yapısını anlamak için bu müzeden daha iyi bir başlangıç noktası yok.
Fethiye Camii, 1430’da şehrin fethinden hemen sonra inşa edilmiş. Bugün de ayakta duruyor. İç Kale’de, Pamvotida Gölü’ne bakan konumuyla fotoğrafçıların favorisi haline gelmiş.
Ali Paşa’nın Türbesi de aynı bölgede. Üzerine yerleştirilmiş demir kafes hem tuhaf hem de derinden dokunucu bir görüntü sunuyor.
Gümüş Sanatları Müzesi (Silversmithing Museum) ise İç Kale’nin batı ucunda, Piraeus Bankası Vakfı tarafından kurulmuş ve 18. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan Epir gümüşçülük geleneğini sergiliyor. Giriş ücreti yaklaşık 4 Euro. Gümüş işçiliğinin Yanya için ne anlama geldiğini anlamak istiyorsanız buraya uğramak şart.
Kalenin tepesinden Pamvotida Gölü’nü seyretmek ise ayrı bir deneyim. Suya uzanan kale duvarları, arka planda dağlar, ortada o küçük ada… Bu manzara için tek başına Yanya’ya gitmek bile meşru bir gerekçe.
Pamvotida Gölü ve “Adası”: Dünyanın İsimsiz Mucizesi
Yanya’nın tam ortasında, kale duvarlarının hemen eteğinde Pamvotida Gölü uzanıyor. “Herkesi doyuran” anlamına gelen bu isim, gölün yüzyıllar boyunca yerel halk için ne kadar hayati bir kaynak olduğunu özetliyor.
Ama asıl şaşırtıcı olan şey gölün ortasındaki ada. Yerel halk buna sadece “To Nisi” yani “Ada” diyor. Çünkü bu adanın resmi bir ismi yok. Dünyanın bu boyuttaki tek isimsiz yerleşim adası olma özelliğini taşıdığı söyleniyor.
Yaklaşık 200 dönümlük alanda bugün hâlâ insanlar yaşıyor. Çoğu balıkçı, bir kısmı emekli, bir kısmı turizm işçisi. Nüfus yaklaşık 150-250 kişi. Ada’da araç yok, gürültü yok. Çam ve servi ağaçlarıyla kaplı yeşil bir atmosfer, kaldırım taşlı dar sokaklar ve taş evler.
Adaya Molos iskelesinden küçük motorlu teknelerle geçiliyor. Yaz aylarında her 30-60 dakikada bir sefer var; geçiş süresi yaklaşık 10 dakika.
Adaya çıktığınızda önünüzde yokuşlu bir kaldırım taşı yolu uzanıyor. Bu yol sizi Ada’nın en önemli noktalarına taşıyor: yedi Bizans manastırı. Evet, bu küçücük ada, Yunanistan’ın Athos ve Meteora’nın ardından üçüncü büyük manastır topluluğuna ev sahipliği yapıyor. Agios Nikolaos Philanthropinos Manastırı’nın freskleri özellikle dikkat çekiyor. Aristo, Platon ve Sokrates gibi Antik Yunan filozoflarının portreleri bu manastırın duvarlarında yer alıyor.
Ve en son durağınız Ali Paşa Müzesi. Saint Panteleimon Manastırı’nın içinde kurulan bu müzede Ali Paşa’nın kişisel eşyaları, dönemin belgeleri ve altın işlemeli tüfeği sergileniyor. Ahşap zemine bakın: kurşunların geçtiği delikler hâlâ orada. Tarih bu kadar somut, bu kadar yakın.
Ada’nın tavernalarında ise gölün lezzetlerini tatmak gerekiyor. Sazan, yılan balığı, kerevit makarnası ve evet kurbağa bacağı. Tsipouro ile.
Gümüş: Yanya’nın Altın Değerindeki Mirası
Yanya’da bir esnafa “ne iş yapıyorsunuz” diye sorduğunuzda büyük ihtimalle “gümüşçüyüm” cevabını alırsınız. Bu sanat burada yüzyıllardır sürüyor ve Yanya, bugün Yunanistan’ın en önemli gümüş işçiliği merkezlerinden biri olmaya devam ediyor.
Osmanlı döneminde Ali Paşa’nın himayesinde doruk noktasına ulaşan bu zanaat, özellikle telkari yani ince gümüş tellerin örülerek şekil verildiği tekniğiyle ünlü. Kale çevresindeki dükkanlara girdiğinizde bu ince işçiliği yakından görme şansınız oluyor.
Hediyelik olarak bir şey almayı düşünüyorsanız, kitlesel üretim ürünlerden değil bu zanaatkarlardan alışveriş yapmak hem anlamlı hem de gerçekten kalıcı bir deneyim.
Yanya’da Ne Yenir?
Yanya mutfağı Türklere son derece tanıdık gelecek. Osmanlı mirası burada yemeklere de yansımış.
Börekler: Epir böreği geleneği Yunanistan’ın en güçlülerinden. Tavuklu börek (kotopita), ıspanaklı börek (spanakopita) ve peynirli börekler sofranın olmazmazları.
Saraylı: Yanya baklavası olarak da bilinen bu tatlı, fıstık yerine daha çok cevizle yapılıyor ve daha ince, daha kıtır bir yapıya sahip. Bir kez deneyin; standart baklava kıyaslaması aklınızda kalacak.
Göl ürünleri: Ada tavernalarında göl balığı, yılan balığı, kurbağa bacağı. Bölgeye özgü deneyimler bunlar.
Peynir ve et: Yanya’nın coğrafyası hayvancılığa çok elverişli. Buradan çıkan feta ve orman ürünleriyle beslenen kuzunun tadı bambaşka. Hayda, burani gibi geleneksel meze çeşitleri de masanızı dolduracak.
Tsipouro: Kuzey Yunanistan’ın anasonlu içkisi. Raki’nin Yunan kuzeni. Ada tavernasında gölü seyrederek içilen bir tsipouro, yazının en iyi noktası
.
Perama Mağarası: 1,5 Milyon Yıl Önce Başlayan Hikaye
Şehir merkezine yalnızca 4 km mesafede, Goritsa Tepesi’nin bağrında Perama Mağarası bulunuyor. 1,5 milyon yıllık oluşumuyla bu mağara Yunanistan’ın en büyük ve en etkileyici mağaralarından biri.
İlginç bir tarihi var: II. Dünya Savaşı sırasında Perama köylüleri Alman bombardımanlarından kaçmak için mağaranın girişini sığınak olarak kullandılar. Bilimsel keşif ise ancak 1951’de gerçekleşebildi. Bugün yaklaşık 45 dakikalık rehber eşliğinde tur yapılıyor. İngilizce ve Yunanca anlatımlı turlar mevcut.
Stalaktitler, stalagmitler ve yeraltında uzanan devasa salonlar , mağaranın içindeki ışık oyunları görülmesi gereken cinsten.
Zagori: Yanya’nın Arka Bahçesi
Eğer Yanya’da birden fazla gün kalıyorsanız, ki kesinlikle kalmalısınız şehrin 30-40 km kuzeyindeki Zagori bölgesine bir gün ayırın.
Zagori, 46 geleneksel köyden oluşan, taş evleri, kemerli köprüleri ve engin doğasıyla Yunanistan’ın en korunaklı bölgelerinden biri. UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne aday bu bölge, Vikos Kanyonu için özellikle önemli. Dünyanın en derin kanyonlarından biri olarak kayıtlara geçmiş.
Milletin “Yunanistan neden sadece ada değil” dediğinde kastettiği şeyin somut cevabı Zagori’dir. Dağ köyleri, taş kiliseler, nefes kesen kanyonlar ve uğultulu nehirler. Rafting, trekking ve fotoğraf için cennet bir zemin.
Bunların yanı sıra Yunanistan genelinde içilen Vikos ve Zagori marka kaynak sularının bu bölgeden çıktığını da not düşelim.

Yanya’da Nerede Kalınır?
Yanya her bütçeye uygun konaklama seçeneği sunuyor. Ama benim önerim: eğer bütçeniz el veriyorsa, kale içinde ya da göl kıyısında küçük bir butik otelde kalmak. Sabah Pamvotida’nın üzerindeki sis kalkarken yaşanan o atmosfer başka hiçbir yerde yok.
Orta bütçe için şehir merkezindeki otel seçenekleri rahatlıkla bulunabilir; büyük rezervasyon platformlarında “Ioannina” olarak aratmak yeterli.
En İyi Ziyaret Zamanı
Yanya dört mevsim ziyaret edilebilir bir şehir ama Yunanistan’ın geri kalanından farklı olarak yaz ortasında bile ılıman kalıyor. Epir’in dağlık topoğrafyası bunun en büyük nedeni. Kış aylarında kar görülebiliyor.
İlkbahar (Nisan-Mayıs) ve sonbahar (Eylül-Ekim) en ideal dönem: hem kalabalık yok, hem doğa en güzel halinde, hem de fiyatlar daha makul. Yaz aylarında Zagori’deki trekking aktiviteleri doruk noktasına ulaşıyor.
Yanya’ya Gitmeden Önce Bilinmesi Gerekenler
- Adaya geçiş tekneleri sabahtan geç akşama kadar işliyor; yaz aylarında her 30-60 dakikada bir sefer var.
- Gümüş Sanatları Müzesi salı günleri kapalı; giriş ~4 Euro.
- Perama Mağarası rehberli tur zorunluluğu var; dil seçeneği için önceden sormakta fayda var.
- Şehrin sokaklarında gezerken kale etrafındaki gümüş dükkanlarına mutlaka girip bakın.
- Arabayla gelenler için şehir merkezinde otopark bulmak kolayca mümkün; adaya zaten araçla girilmiyor.
Son Söz: Neden Yanya?
Çünkü burada her şey birbiriyle konuşuyor. Göl kaleyle, kale adayla, ada tarihle, tarih yemekle, yemek insanla.
Yunanistan’ın kuzeybatısında, dağların arasında, bir gölün kıyısında, yüzyıllar boyunca Osmanlı’nın, Bizans’ın, Yahudilerin, Rumların ve yarı efsane bir paşanın hikayelerini taşıyan bu şehir hak ettiği ilgiyi görmeyi bekliyor.
Adaları görmediniz mi? Görün. Ama Yunanistan’ı gerçekten tanımak istiyorsanız, bir de Yanya’ya gidin.


