Yeni Gönderi Eksiksiz Yunanistan Kapıda Vize Rehberi Yazıyı Oku

Yaşam

Yunanistan’da teyzeler neden siyah giyiyor? Ömür boyu yas tutmak!

5 Dakikalık Okuma
teyzeler neden siyah giyiyor

Yunanistan denince akla hep aynı görüntüler geliyor: beyaz badanalı evler, mavi kubbeli kiliseler, masmavi bir deniz. Ama ülkenin kırsal köylerinde dolaşırken çok farklı bir görüntüyle karşılaşıyorsun: tepeden tırnağa siyaha bürünmüş, meydanda oturan ya da kilise yolunda yürüyen yaşlı kadınlar. Bu bir moda tercihi değil. Kökleri antik çağa kadar uzanan, zamanla devlet kanunlarıyla şekillenmiş, sonra da Ortodoksluğun içine taşınmış katmanlı bir yas geleneği.

Pénthos Nedir? Yasın Yunancadaki Karşılığı

Yunancada yas için kullanılan “pénthos” (πένθος) kelimesi tek bir anlama sıkışmıyor. Hem yasın kendisini, yani kaybın verdiği duyguyu, hem de bu duygunun dışa vurduğu her şeyi kapsıyor. Eşini kaybetmiş olan bir kadının giydiği siyah elbise de, bir erkeğin koluna taktığı siyah kurdele de bu kelimenin içine giriyor. Yani Yunan kültüründe yas, yalnızca içte yaşanan bir duygu değil; dışarıdan görülmesi, toplum tarafından tanınması gereken bir işaret olarak kabul ediliyor. Bu makalede anlatacağımız her adet aslında bu tek fikrin farklı biçimlerde tekrarlanması: acı görünür olmalı.

Antik Yunan’da Yas: Prothesis ve Ekphora

Bu geleneğin kökleri Hristiyanlıktan çok daha eskiye, antik Yunan’a kadar uzanıyor. Klasik dönemde bir cenaze töreni üç aşamadan oluşuyordu: ölünün evde yıkanıp hazırlanarak sergilenmesi (prothesis), mezara taşınması (ekphora) ve son olarak defin. Bu ritüelin merkezinde kadınlar vardı. Ölünün annesi ya da eşi, cenazenin baş ucunda dururdu; diğer kadın akrabalar etrafını sarardı. Yas tutma biçimi de bugünkünden çok daha fiziksel ve sesliydi: kadınlar saçlarını yolar, göğüslerini döver, yanaklarını tırmalar, doğaçlama ağıtlar (goös) söylerdi. Cenazeye katılanların koyu renkli, genelde siyah kıyafetler giymesi de zaten o dönemde yerleşik bir uygulamaydı; antik kaynaklarda bu doğrudan geçiyor. Yani bugün köy meydanlarında gördüğümüz siyah, aslında iki bin beş yüz yıldan uzun bir süredir tekrarlanan bir görsel dilin devamı.

🔍İlgini Çekebilir  Girit Lehçesi: Yunancanın İçindeki Gizli Dil

Devlet Yası Sınırlıyor: Solon’un Kanunları

İlginç olan şu: bu kadar duygusal, kontrolsüz görünen bir ritüel, aslında MÖ 6. yüzyılda Atina’da devlet eliyle sınırlandırılmıştı. Dönemin ünlü yasa koyucusu Solon, aristokrat ailelerin cenazelerini birer güç gösterisine, hatta birbirleriyle husumet aracına dönüştürmesinden rahatsızdı. Bu yüzden bir dizi kanun çıkardı: kadınların dışarı çıkarken en fazla üç parça kıyafet giymesini, ölüyle birlikte mezara en fazla üç kat kumaş konmasını, kendini yaralayarak (yüz tırmalama gibi) yas tutmayı, önceden hazırlanmış ağıtlar söylemeyi ve başkasının ölüsü için ağlamayı yasakladı. Ekphora’ya katılabilecek kadınları da yakın akrabalarla ve altmış yaşın üzerindeki kadınlarla sınırladı; cenazenin, prothesisten hemen sonraki sabah, güneş doğmadan gerçekleşmesini şart koştu. Yani daha antik dönemde bile Yunan toplumu yası “ne kadar süreceği ve nasıl gösterileceği” belli kurallara bağlamıştı. Bu kontrol dürtüsü, yüzyıllar sonra Ortodoks kilisesinin kırk günlük yas kuralında yeniden karşımıza çıkacaktı.

Homeros’tan Miras Kalan Ağıt Yapısı

Antik yasın en canlı örneği İlyada’da bulunuyor. Hektor’un ölümü üzerine karısı Andromakhe, annesi Hekabe ve Helen sırayla ağıt yakar; önce profesyonel bir ağıtçı bir “threnos” başlatır, kadın akrabalar buna dizeler halinde cevap verir, aradan da bir grup iniltisi (refrain) yükselirdi. Bu karşılıklı, çağrı-cevap yapısındaki ağıt biçimi tesadüfen anlatılmıyor: bugün Mani ve Epir gibi bölgelerde hâlâ yaşayan “moirologi” (ağıt) geleneğinin doğrudan atası kabul ediliyor. Yani bir köy kadınının cenazede yaktığı ağıt ile Homeros’un anlattığı üç bin yıllık sahne arasında kesintisiz bir çizgi var.

Ortodoks Kilisesi’nin Kırk Günlük Yas Kuralı

Hristiyanlığın yerleşmesiyle birlikte bu antik pratikler Ortodoksluğun içinde yeni bir çerçeveye oturdu. Kiliseye göre resmi yas süresi kırk gün. Bu süre boyunca yakınını kaybeden kişiden siyah giymesi, düğün ya da kutlama gibi sosyal etkinliklere katılmaması bekleniyor. Kırk gün, Ortodoks inancında ruhun bu dünyadan tamamen ayrıldığına inanılan simgesel bir eşik olarak görülüyor.

🔍İlgini Çekebilir  Kostas Moudakis: Girit Lirasının Sessiz Devi

Mnimosino: Yas Takvimi Yıllara Yayılıyor

Yas, kırk günün ardından da bitmiyor; belirli aralıklarla anma ayinleriyle devam ediyor. Buna “mnimosino” deniyor. Ölümden kırk gün, üç ay, altı ay, dokuz ay ve bir yıl sonra kilisede anma törenleri düzenleniyor; bu törenlerde “kollyva” adı verilen haşlanmış buğday tatlısı dağıtılıyor. Bazı adalarda ve köylerde bu takvim üç yıla kadar uzuyor; üç yılın sonunda mezardan çıkarılan kemikler yıkanıp bir kemikliğe (ossuarium) yeniden yerleştiriliyor. Yani Yunan toplumunda yas, tek seferlik bir tören değil; yıllara yayılan, her aşaması takvime bağlı bir süreç.

Eşini Kaybeden Kadınlar İçin Yas Neden Bu Kadar Uzun Sürüyor?

Eşini kaybeden bir kadın için bu süre çok daha uzun tutuluyor. Genel uygulamada en az bir, çoğu zaman iki yıl boyunca sadece siyah giyiliyor. Kırsal bölgelerde ise bu sürenin bir sınırı yok: kadın, geleneksel olarak hayatının geri kalanında siyahtan çıkmıyor. Bugün hâlâ birçok Yunan köyünde tamamen siyaha bürünmüş yaşlı kadınlar görmek mümkün. Bu kadınlar için siyah, zamanla bir yas kıyafeti olmaktan çıkıp kimliğin bir parçası hâline geliyor; aynı zamanda toplum içinde “bu kişi yastadır” mesajını dolaylı yoldan ileten görsel bir işarete dönüşüyor.

Mani ve Epir: Ağıtın Hâlâ Yaşadığı Bölgeler

Yunanistan’ın iki bölgesi bu konuda özellikle öne çıkıyor. Peloponnisos’taki (Mora) Mani bölgesinde kadınlar hâlâ cenazelerde günlerce ölünün başında canlı canlı ağıt yakıyor; buna “moirologi” deniyor ve akademik çalışmalar bu geleneği doğrudan antik Yunan trajedilerindeki koro yasına bağlıyor. Kuzeybatıdaki Epir bölgesinde ise aynı kök farklı bir yöne evrilmiş: sözlü ağıtların yanına, klarnet ve kemanla çalınan enstrümantal bir yas müziği eklenmiş; bir etnomüzikolog bu geleneği Avrupa’nın hâlâ yaşayan en eski halk müziği biçimlerinden biri olarak tanımlıyor. İki bölge de aynı köke, Homeros’un tarif ettiği o karşılıklı ağıt yapısına uzanıyor; sadece zaman içinde farklı biçimler almışlar.

🔍İlgini Çekebilir  Kalymnos Süngercileri: Ege'nin Dibinde Ekmek Mücadelesi

Günümüzde Bu Gelenek Ne Durumda?

Şehirlerde yaşayan genç kuşak artık bu kadar uzun süre siyah giymiyor; birçok aile kırk günlük ya da birkaç aylık bir yas süresini yeterli görüyor. Ama gelenek kırsalda hâlâ canlı. Özellikle Girit, Mani ve Epir gibi bölgelerin köylerinde, siyah giyen yaşlı kadınlar hâlâ gündelik hayatın bir parçası; bazı aileler mnimosino takvimini eksiksiz uyguluyor, bazıları sadece kırk günü ve bir yıl dönümünü işaretliyor.

Köy meydanlarında gördüğün, hep siyah giyen teyzeler aslında sessizce çok katmanlı bir hikâye anlatıyor. Antik Yunan’ın ağıt kültüründen Solon’un yasa koyma çabasına, Homeros’un Hektor için yakılan ağıtlarından Ortodoks kilisesinin kırk günlük kuralına kadar uzanan bir hikâye bu. Ve belki de bazı bağlılıklar ölümle bitmiyor, sadece rengini değiştiriyor.

Benzer içerik
Yaşam

Kostas Moudakis: Girit Lirasının Sessiz Devi

7 Dakikalık Okuma
Girit’in dağ köylerinden birinde, yoksulluğun ve savaşın gölgesinde büyüyen bir çocuk, elindeki tahta parçasından çıkardığı seslerle bir adanın müzik hafızasını yeniden yazdı….
Yaşam

Kalymnos Süngercileri: Ege'nin Dibinde Ekmek Mücadelesi

4 Dakikalık Okuma
Oniki Ada’nın (Dodekanisa) küçük bir parçası olan Kalymnos, yüzyıllar boyunca dünyanın en tehlikeli mesleklerinden birine ev sahipliği yaptı: süngercilik. Bu ada, erkeklerini…
Yaşam

Girit Lehçesi: Yunancanın İçindeki Gizli Dil

3 Dakikalık Okuma
Girit Lehçesi ya da Girit Adalıların Yunancası. Yunanistan’ı ziyaret eden ya da standart Yunanca öğrenen biri, Girit’e adım attığında garip bir şeyle…
Yunanistan Kafası Instagram'da